| 1097 yılının son günlerinde artık dayanılmaz hale gelmiş olan açlığa bir çözüm bulmak için toplanan Haçlı liderleri konseyinde, Bohemond ve Flandre kontu Robert’in komutasında 200.000 kişilik bir birliğin yiyecek tedarik etmek üzere müslüman topraklarına gitmesine karar verilmiştir. 29 Aralık 1097′de Hama istikametine hareket eden bu birlik, rastladıkları bütün köyleri yağmalayarak yakıp yıktılar ve Müslüman ahalisini öldürdüler. |
| Büyük bir Haçlı birliğinin kamptan ayrılmasını fırsat bilen Yağı-Siyan, Köprü Kapısı’ndan çıkarak ani bir hücumla Haçlılara saldırdı. Raymond’un uyanıklığı ve zamanında müdahalesi sayesinde geri püskürtülen Türkler’in zayiatı büyük olurken, Haçlılar’a da ağır kayıplar verdiler. |
| Hüküm süren kıtlık nedeniyle Haçlılar, zaman zaman küçük gruplar halinde kamptan ayrılarak civardaki köyleri yağmalıyor, tedarik ettikleri erzakı kampa getiriyorlardı. Geri dönüşlerinde surlardan dışarı çıkarak birliklerinden ayrılmış olan haçlı askerlerini pusuya düşüren Türklerin yapacakları baskınları önceden görüp tedbir alabilecek amacıyla, kentin doğusunda Malregard (Kemgöz) adını verdikleri bir kuleyi kısa sürede inşa ettiler. |
| Türklerin gerek hurüc hareketlerinde ve gerekse St Simeon (Samandağ) limanı yoluyla Kıbrıs’tan gelen yardım malzemelerini kampa taşıyan konvoyları pusuya düşürmek için kullandıkları müstahkem köprüye giriş-çıkışı kontrol etmek ve St. Simeon yolunu emniyet altında tutmak amacılma, Asi’nin kuzeyinde müslüman mezarlığındaki cami yakınında olduğu için La Mahomerie adını verdikleri bir kule inşa ettiler. Böyle bir kulenin gerekli olduğunu fark ederek inşa tekniğini yapmış olan, Toulouse Kontu Raymond’a izafeten Raymond Kulesi olarak da anılan Kuleyi malzeme ve teçhizat yokluğu nedeniyle ancak İngiliz donanması ile gelen yardımdan sonra 19 Mart 1098′de tamamlayabildiler ve komutasını Raymond’a verdiler. |
| Benzer amaçlarla, St. George Kapısı’nı da kontrol ederek bir başka kuleyi de kapının karşısındaki dağın sırtını inşa ettiler ve kulenin yönetimini Tancred’e bıraktılar. 5 Nisan 1098 tarihinde tamamlanan bu kule Tancred Kulesi kulenin yer aldığı tepe de Tancred Dağı olarak anılır. |
| 1097 Kasım ayı ortalarında St. Simeon limanına 13 gemi halinde gelen Ceneviz ve Pisalılar’dan sonra, 4 Mart 1098′de Edgar Atheling komutasındaki İngiliz gemileri ile getirilmiş olan erzak, silah, teçhizat ve kuşatma cihazları desteği alan Haçlılar, kentin etrafında yaptıkları tahkimatla kuşatmanın şiddetini arttırdılar. Kuşatmanın başında gelmiş olan Ceneviz gemileri, daha sonra Haçlıların maneviyatını yükseltmişken kuşatmanın ortasında ve kıtlığın bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü bir zamanda, erzak, adam ve malzeme yükü ile gelen İngiliz donanması Haçlıların sıkıntısını bir az olsun giderecek gibi idi. Gelen malzemeyi, sağ salim Antakya’ya getirmek üzere St. Simeon Limanına giden Bohemond ve Raymond komutasındaki birlik, dönüşte Türklerin hücumuna uğradı. Kamptan yetişenlerin yardımıyla savuşturulan bu baskın, Türklerin ağır kayıplar vererek Köprü Kapısı’ndan içeri çekilmeleriyle sonuçlanırken, atlı ve yaya bin kişi kaybeden Haçlılar, yardım malzemesini Türklerin elinden kurtarıp kampa ulaştırmayı başardılar. La Mahomerie Kulesi’nin inşası bu olaydan sonra zorunlu hale gelmiştir. |
| 30 Aralık 1097′de vukubulan büyük depremin ardından yağan şiddetli yağmurlar ve korkunç soğuk, Haçlılar için tahammül sınırını aşmış olan zor şartların, daha da ağırlaşmasına neden olmuştur. Açlıkla mücadelede Toroslar ve Amanoslar’daki Ermeni keşişler ve Süryaniler’in getirerek yüksek fiyatlarla sattıkları yiyecek maddeleri yanında Urfa Kontluğundan Sakız, Rodos ve Kıbrıs’tan sağlanan yiyecek ve şarap, Haçlıların morallerini biraz yükselttiyse de ihtiyacı karşılayacak ölçüde değildi. Açlığın baskısına dayanamayan bazı Haçlılar, memleketlerine dönmek ya da daha zengin yörelere iltica etmek amacıyla kamptan kaçıyorlardı. |
| Ocak 1098′de Pierre I’Hermite adında bir keşiş ile Melun vikontu Guillaume de Charpertier kamptan gizlice kaçtılar. Tancred’in takibi sonucunda yakalanan kaçaklar, aşağılanmış bir şekilde kampa geri getirildiler. Etienne de Blois isimli bir Haçlı liderinin önderliğindeki büyük grubun da Antakya’nın Haçlılar eline düşmesinden bir gün önce 2 Haziran 1098′de kampı terk ederek İskenderun’a doğru gitmeleri çekilen sıkıntıların ve acıların ne boyutlara vardığını gösteren bir diğer olaydır. |
| Mayıs 1098 başında Musul Emiri Kerboğa, kendi kuvvetlerine katılmış olan Bağdat ve İran’dan gelen güçler ile Artukoğulları ve Şam Emiri Dukak’ın birliklerinden oluşan büyük bir orduyu komuta ederek, Haçlı kuşatmasını kırmak üzere Antakya’ya hareket etti. Seferin ve ordunun emniyetini sağlamak amacıyla, Urfa’yı (ki oraya, Haçlılar tarafından yeni kurulmuş olan Urfa Kontluğu hakimdi) üç hafta süreyle kuşattı. Bu uğraşın, güç ve zaman kaybına neden olduğunu anlaması üzerine kuşatmayı kaldırarak Antakya’ya doğru yola koyuldu. Kerboğa’nın Antakya’ya yönelmesi, Haçlılar arasında büyük telaşa neden oldu. Bu durumda ya kuşatmadan vazgeçip ülkelerine dönme çareleri aramak ya Kerboğa ile Yağı-Siyan arasında kalarak Antakya surları önünde ölüp gitmek ya da ne yapıp yapıp kenti ele geçirmek arasında bir tercih yapmak zorunda idiler. |
| Yedi ay 13 gün süren ve büyük bir bölümü açlık, yokluk, sefalet ve özellikle son günleri, Kerboğa komutasında, Antakya’ya gelmekte olan büyük bir ordunun verdiği ölüm korkusu ile geçen kuşatma sonunda Haçlılar, kahramanlık, sabır ve askeri güçle yapamadıkları işi kurnazlıkla hallettiler ve kenti bir ihanet ile ele geçirme planını başarı ile uygulayarak, 3 Haziran 1098 sabahı kente girdiler. İhanet planının tasarlanması, hazırlanması ve uygulanması sırasında cereyan eden olaylar, komplonun oluşumunda rol alan kişiler arasında yapılmış konuşmalara varıncaya kadar, bütün ayrıntıları ile bilinmektedir. Antakya’nın Haçlılar tarafından zaptedilmesi, değişik kaynaklarda birbirinden çok az farklarla benzer şekilde anlatılır. |
| Antakya hakimi Yağı-Siyan’ın güvenini kazanmış Ermeni asıllı bir muhtedi olan Firuz adında bir komandan ile ilişki kurmayı başaran Bohemond, surlardaki üç kulenin savunulmasından sorumlu bu kişiye tekrar Hıristiyanlığı kabul etmek ve kentin ele geçirilmesinde işbirliği yapmanın karşılığı olarak çok büyük vaadlerde bulundu. Bohemond’un son güne kadar diğer Haçlı liderlerine dahi duyurmadan yaptığı bu çok gizli haberleşme sonucunda Firuz, Bohemond ile anlaşarak kenti satmayı kabul etti ve rehin olarak oğlunu Bohemond’a gönderdi. 2 Haziran’ı 3 Haziran’a bağlayan gece gerçekleştirilmesi karalaştırılan ve taktiği Firuz tarafından verilmiş olan ihanet planına göre, 2 Haziran’da bütün Haçlılar başlarında Bohemond olduğu halde, Müslüman topraklarının istila etmeye (ya da Kerboğa ile savaşmaya) gider gibi hareket ederek kamptan uzaklaşacak, gece yarısından sonra sessizce geriye dönerek kendisinin koruduğu İki Kızkardeş Kulesi altına geleceklerdi. Firuz onları kulenin üstünde bekleyecek ve yukarıya tırmanmalarına yardım ederek surları aşıp kente girmelerini sağlayacaktı. |
| Bohemond, bu planı ancak o gün Haçlı liderlerine açıkladı ve Kerboğa’nın güçlü bir ordu ile yaklaşmakta olduğundan bahsederek, kuşatmayı kaldırmanın utanç verici ve tehlikeli olacağını, kenti zaptetmekten başka çareleri kalmadığını ve savaşın sadece silahla kazanılamayacağını söyleyerek, Firuz ile vardığı mutabakatı nakletti. Bazı Haçlı liderlerinin böyle bir yolun Haçlılara yaraşmayan şerefsiz bir çözüm olacağı şeklindeki itirazlarına rağmen, plan aynen uygulandı ve kararlaştırılan zamanda İki Kızkardeş Kulesi’nden Firuz’un sarkıttığı bir ip merdivenle kulenin üstüne tırmanan küçük bir Haçlı birliği, yakındaki kuleleri de ele geçirdikten sonra o civarda bulunan bir kapıyı açarak, dışarıda beklemekte olan kalabalık Haçlı grubunun içeriye bir sel gibi akmasını sağladı. 3 Haziran 1098 sabahı gün ağarırken sesler ve gürültülerle uyanan Antakya halkı, sokaklarda Haçlı askerleri ile karşılaştı. |
| Haçlıların surların içine girmesi ile herşeyin bitmiş ve kentin düşmüş olduğunu fark eden Yağı-Siyan, yanında birkaç kişi olduğu halde, iç kalenin dağ tarafındaki çıkışı olan Demir Kapı’dan dağlara doğru kaçtı. Atları dinlendirmek için verdiği bir mola sırasında, kendisini teşhis eden Ermeni köylüler tarafından yakalanarak öldürüldü ve kesilen başı yüklüce bir mükafat karşılığında Bohemond’a getirildi. |
| Bu sırada oğlu Şems Üd-devle, bir grup Türk askeri ile birlikte, kente girmiş olan Haçlılar yetişmeden iç kaleye (citadel) ulaşarak oraya sığınmayı başardı. Haçlılar, iç kaleyi ele geçirmek için bir kaç başarısız hücumdan sonra şimdilik bundan vazgeçerek kentin yağmasına ve katliama giriştiler. |
| Bohemond, surların üzerinde ulaşabildiği en yüksek noktaya erguvani renkte bayrağını dikti. Kentin dışındaki Haçlı kampını korumak için orada kalan ve olan biteni uzaktan seyreden Haçlılar, Bohemond’un surlarda dalgalanan bayrağını görünce sevinç çığlıkları atarak kente doldular. |