| 3 Haziran 1098 ve 18 Mayıs 1268 tarihleri arasında yaklaşık yüzyetmiş yıl Antakya ve civarına hükmetmiş olan Antakya Prensliği, biri prenses olan (Constance 1131-1163) ve Antakya Prensi ünvanını taşıyan hükümdarlar tarafından yönetilmiştir. Zaman zaman naiblikle idare edilmiş olan Antakya Presliğinde hükümdarlık sırası şöyledir. | |
| Bohamond 1 | 1098-1101 |
| Tancred (naib) | 1101-1103 |
| Bohemond I (tekrar) | 1103-1104 |
| Tancred (naib) | 1104-1112 |
| Roger (de Salerne, naib) | 1112-1119 |
| Baldwin II (naib, Kudüs Kralı) | 1119-1126 |
| Bohemond II | 1126-1131 |
| Contance | 1131-1163 |
| Baldwin II (naib) | 1131 |
| Fulk (naib, Kudüs Kralı) | 1131-1136 |
| Raymond (de Poiters) | 1136-1149 |
| Renaud (de Chatillon) | 1153-1160 |
| Bohemond III | 1163-1201 |
| Bohemond IV | 1201-1216 |
| Raymond (Roupen) | 1216-1219 |
| Bohemond IV (tekrar) | 1220-1233 |
| Bohemond V | 1233-1251 |
| Bohemond VI | 1251-1286 |
| Antakya prenslerini meşgul eden meseleler arasında kaybedilmiş olan toprakları (Antakya Prensliği yanında Haçlılar tarafından kurulan Kudüs Krallığı, Urfa Kontluğu ve Trablusşam Kontluğu da bu hedefler içindeydi) tekrar İslam hakimiyetine almak amacını güden Danişmendoğulları, Artukoğulları, Dulkadiroğulları, Zengiler, Anadolu Selçukluları yanında İranlılar ve zaman zaman Türkmenler ve Ermeni kralları ile yapılan savaşlar, Bizans hakimiyetine direnme, diğer Haçlı devletleri ile münasebetler ve prensiliğin kendi içindeki iktidar çekişmeleri kayda değer olanlardır. | |
| Bu mücadeleler sırasında bazı Haçlı prensleri esir düşüp fidye karşılığı serbest kalırken, bazıları hayatlarını kaybettiler. Örneğin, 1101 yılında Sıvas Emiri Danışmendoğlu Melik Gazi Gümüştekin ile yaptığı savaşta Bohemond, yeğeni Richard de Salerne ile birlikte esir düşmüş ve yüzbin altın fidye karşılığı kurtulmuştur. 1149′da Haleb Atabegi nureddin Zengi ile yapılan mücadelede ise Antakya Prensi Raymond ölmüştür. | |
| Bizans’ın prenslik üzerindeki hakimiyet baskısı, Antakya prenslerinin zaman zaman güç duruma düştükleri bir diğer konudur. Örneğin, 1138 yılında İmparator Ioannes II ve 1159 yılında İmparator Manuel Antakya’ya girerek surlara imparatorluk bayrağını çektirmek suretiyle prenslerin bağlılıklarını kılıç zoru ile kabul ettirmişlerdir. | |
| Bu olaylar içinde en etkileyici olanı 1159′da imharator Manuel’in Antakya’ya girişinde, Antakya Hükümdarı Renaud’un imparatorunun atının yanında üzengisini tutarak yürümesidir. | |
| Kentteki en eski yapılardan olan St. Peter Kilisesi’nin 1112 yılında da ayakta olduğunu, aynı yıl ölen Tancrede’nin bu kiliseye gömülmüş olmasından anlamaktayız. | |
| Abü’l Farac Tarihi’nde 1157 yılında vukubulan şiddetli depremler sonucunda bir çok Suriye kenti ile beraber Antakya’nın büyük bir kısmının harap olduğu yazılıdır. Aynı kaynakta, 1169 yılında 25 gün devam eden ve “Yeryüzü deniz üzerinde bir gemi gibi sallandı” ifadesi kullanılan bir seri çok şiddetli depremin, Antakya’da büyük tahribata neden olduğu, bu olayda Büyük Rum Kilisesi (St. Peter Kilisesi olsa gerek) ile Franklar’a ait Kusyana Kilisesi’nin hasar gördüğü, bu felaketten Meryemana Kilisesi ile George ve Mar Sawma oğlu kiliselerinin yıkılmadan kurtulduğu anlatılır. Bu depremde patrik ve rahiplerin bir çoğu hayatlarını kaybetmiştir. | |
| 14 Temmuz 1098′de Bohemond, Antakya’nın Haçlılar’ın eline geçmesine yardım etmiş olan Cenevizliler’e, kentin içinde otuz ev (mağaza), St. Jean Kilisesi, bir pazar ve bir de çeşme verdi. Haçlılar döneminde batılı tüccarların kendilerini, artık Latinler’in hakim olduğu, yabancı olmayan topraklarda hissetmeleri, Haçlı soyluları ile yurttaş hatta silah arkadaşı olmalarından ötürü elde ettikleri huzur ve kolaylıklar sayesinde doğu-batı ticareti ilk başta çok gelişti. Ancak Roupen’in 1216 yılında Ceneviz ve Pizzalı tüccarlar için koyduğu ağır vergiler ticari aktivitenin sonradan yavaşlamasına neden olmuştur. | |
| Bu dönemde doğudan batıya gelen ticaret yolları Haleb’te ikiye ayrılır. Bir yol Antakya üzerinden denize ulaşırken, diğer yol Lazkiye’de nihayetlenirdi. Ticareti ellerinde tutan imtiyazlı Cenevizli tüccarlar ile Venedikli ve Pizzalı tüccarlar, doğunun cazip tüketim mallarının hemen her çeşidini, Asya’nın içlerine kadar gitmeden bu sahillerde bulabiliyordu. | |
| Suriye, doğudan gelen malların batıya aktarıldığı bir bölge olması yanında, kendi ziraat ve zanaat potansiyeli ile batının ihtiyacı olan bir çok malı üretebiliyordu. Antakya, Sür ve Trablusşam, öteden beri ipek üretiminin belli başlı merkezleri idi. Antakya’da Haçlılar döneminde de çok güzel kumaşlar dokunduğu bilinmektedir. Bunlar kızılkök gibi tabii boyalarla renk verildikten sonra batıya sevk edilirdi. Musul’da işlenen sırmalı ve ipekli kumaşlara, Marco Polo zamanında Müslin (Musul işi) denmiştir. Batıya gönderilen mallar arasında Lübnan bağlarından elde edilen şaraplar, narenciye, incir, badem ve susam yanında Haçlılar’ın ilk defa bu topraklarda görüp tanıdıkları ve özsuyundan şeker yapmayı öğrendikleri şeker kamışı gibi tarım ürünleri de bulunuyordu. | |
| Anadolu’yu ellerinde bulunduran Anadolu Selçuklu sultanlarının batımı tacirlere, özellikle Venediklilere tanıdığı imtiyazlar ve ticaretin canlı tutulması için gösterdikleri çabalar, Suriye’nin karayolu ile de İstanbul’a ve batıya bağlanmasına imkan vermekte idi. Antakya’dan yolculuğa başlayan kervanlar Belen Boğazını geçer, İskenderun Körfezi’ni dolaşır, Hıristiyan kralların elinde bulunan Kilikya’dan sonra Konya üzerinden yollarına devam ederlerdi. Bu yollar üzerinde inşa edilmiş olan Kervansaraylar, Anadolu Selçuklularının ticaret hayatına verdikleri önemi gösteren delillerdir. | |
| XIII. Yüzyılda Haçlı devletlerinin yıkılmasından sonra Suriye, batılı tüccarlar için eski cazibesini kaybetti. Ticari ilişkilerde Şam ve Haleb eski önemlerini korurken Beyrut, Venedikli tacirlerin en çok ziyaret ettiği limanlardan biri olmuştur. | |
| Haçlı seferleri ile başlayan ve sonra devam eden Ortodoks ve Katolik mücadelesi, doğu Hıristiyanlarının İslam hakimiyetini tercih etmelerine neden olmuştur. Çünkü İslam hakimiyeti, her mezhebin kendi kuralları içinde ibadetini serbest bırakmakta, Hıristiyanlar üzerinde herhangi bir mezhep baskısı yapmamakta idi. | |
| Hıristiyan alemindeki dört Ortodoks patriklik merkezinden biri Antakya’daydı. Diğerleri Kudüs ve İskenderiye’de bulunuyordu. İstanbul, cihan patrikliği olarak hepsinin üstünde idi. Rusya’daki beşinci patriklik daha sonra 1590 yılında kurulmuştur. | |
| Mısır, Filistin ve Suriye’nin Arap hakimiyetine girerek islam ülkeleri olmasından sonra, İskenderiye, Kudüs ve Antakya’nın tabi olarak Hıristiyan camiası içindeki önemleri azalırken, Roma ve İstanbul’un camia içindeki etkileri ve durumları giderek yükseldi. Antakya Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan Hıristiyanların bağlı oldukları dokuz patriklik merkezinden biri idi. Günümüzde de Ortodoks Kilisesi’ne bağlı dokuz patriklik merkezinden bir Antakya’daydı. | |
1 Yorum
Yorumlar RSS Geri İzleme Tanımlayıcısı URI
Yorum yapın

DİNLE EY KIZIM
Bu nasihatleri dinlersen şayet
İyilik emreder yüzlerce ayet
Söylediğim söze kendim riayet
Etmezsem dinleme beni ey kızım
Küçüğe sevgidir, büyüğe saygı
Mevla’m bize vermiş ne güzel duygu
Sözümü dinlersen çekmezsin kaygı
Kendinden büyüğü daim say kızım
Kulaktır sözleri işiten duyan
Hayrı dinlemektir sana da uyan
Benim bu sözlerim çok açık ayan
Nasihati iyi dinle duy kızım
Kıyar mıyım senin bir tek teline
Dayanamam kor bassalar diline
Ne yapayım buda böyle biline
Namazın yoksa haline vay kızım
Evlatların seni alıkoymasın
Dünya’ya meyledip ayak kaymasın
Duyan yeter, duymayanlar duymasın
İnandığın hakkı haykır, yay kızım
Her işinde Allah rızası gözet
Nefsini ıslah et, halini düzelt
Belalara karşı bolca dua et
Sabrı İlahi bir görev say kızım
Davet et takvaya, takvalı yaşa
Şeytanı uzak tut, geçirme başa
Seni de taptırır paraya haşa
Fakirin hakkını ayrı koy kızım
Bu günün işini yarına atma
Akşamla, yatsıyı kılmadan yatma
Ebedi hayatı dünyaya satma
Bu sözden kendine çıkar pay kızım
Çok çeşitli nice yollar yapmışlar
Kendi yaptıkları puta tapmışlar
Dalalete düşüp yoldan sapmışlar
Ehlibeyt yolundan ayrılma kızım
Sen üstüne düşen vazifeni yap
Bil ki yaptığını görür Yüce Rab
Çok ibadet ile olsan da harap
Bahane arayıp sıyrılma kızım
Hayat imtihandır zorda kalsan da
Hatta çoğu yerde haklı olsan da
Her ne kadar sende aciz kulsan da
Hiçbir zaman yalan uydurma kızım
Kur’an’ın emri var, haramdır gıybet
Zan ile gıybete aman dikkat et
Babanın sözünü dinlersen şayet
Kimsenin gıybetin eyleme kızım
Kulluk için gönderildik dünyaya
İyilik yap hiç kaçmadan riya’ya
Üç gün için tamah edip paraya
Kalp kırıp kötü söz söyleme kızım
Sırdaşın olsun ki, sırrını paylaş
Samimi kimseyi eyle arkadaş
Boş durma daima nefisle savaş
Namerde derdini söyleme kızım
Dostunu iyi seç, kıymetin bilsin
Sen ona, o sana canını versin
Dostluğun şartını ilk başta dersin
Hakka düşmanı dost edinme kızım
Babanın sözünü dinlersen eğer
Kazanırsın Allah indinde değer
Mehmet’te kızını severmiş meğer
İtiraf edeyim sende duy kızım
Mehmet DEMİRER
http://www.blogcu.com/mehmetdemir