| 1893 tarihinde çıkan kolera salgınında 4.000 Hıristiyan kenti terk ederken bir çok kişi de hayatını yitirdi. | |
|
| Süveyş Kanalı’nın açılmasına kadar, Mezopotamya’dan Akdeniz’e gelen yollar ile Mısır’dan kuzeye çıkan yolların kesişme noktasında olan Antakya, bu tarihten sonra kanalın yeni bir ticari güzergah oluşturması ve Bağdat demiryolu hattının çok güneyinde kalmış olması nedeniyle Suriye’deki diğer önemli merkezler gibi, ticari önemini giderek kaybetmeye başladı. Ancak Suriye toprakları, sahip olduğu zengin hammadde potansiyeli nedeniyle önceki yüzyıllarda olduğu gibi batılılar için daima cazip bir ülke vasfını korumuştur. |
| Ali Cevat Bey’in, 1895-96 tarihli Tarih ve Coğrafya Lugatı’nda, 4 nahiye ve 310 köyden oluşan Antakya Kazasının 62.750 olan toplam nüfusunun 48.000′nin müslüman olduğu yazılıdır. Kazada yetişen tahılın ihtiyacı kafi gelmemesi nedeniyle, Haleb Sancağı’ndan çok miktarda hububat ithal edildiği, buna mukabil kazada, dut, pamuk, meyan kökü, zeytin, zeytinyağı ve sabun üretiminin çok olduğu, yılda 12-15 milyon kilo Sabun üretilen Antakya kazasında dokunan çarşaf, kefiye, maşlah ile diğer elbiselik kumaşların pek makbul olduğu kayıtlıdır. Asi’den elde edilen yıllık 250 bin yılan balığı tuzlanıp Kıbrıs, Mısır ve Beyrut’a ihraç edilmekteydi. |
| Lugatta verilen bilgilere göre, kaza merkezi olan Antakya’nın kent nüfusu 23.550′dir. Kentte 3.374 ev, 1.451 dükkan, 38 mağaza, 20 han, 3 otel, 14 kahve, 1 eczane, 25 fırın, 5 su değirmeni, 9 sabun imalathanesi, 14 ipek fabrikası, 1 kışla, 24 cami, 28 mescid, 2 dergah, 10 medrese, 3 kilise, 5 hamam ve sair binalar vardır. Habib-i Neccar Hazretlerinin kent içinde ziyaretgahı olan bir de türbesi vardır. |
| Karl Baedeker’in 1906 tarihli Seyahat Rehberi ile Meyers’in 1913 tarihli Seyahat Rehberi’nde verilen bilgilere göre, kaymakamlık merkezi olan Antakya’da ortalama 28.000 kişi yaşamaktaydı. Bu nüfus içinde 4.000 Hıristiyan ve birkaç Yahudi vardı ve resmi dil Türkçe idi. Önemli bir ticari faaliyet bulunmayan Antakya’dan, özellikle Amerika’ya kereste ve meyankökü, Avrupa’ya da mısır ihraç edilirdi. Bir çok sabunhane bulunan kentte, ayakkabıcılık ve bıçakcılık ünlü idi. Asi kenarındaki su dolapları bahçelerin sulanmasında kullanılırdı. |
| Surlarla çevrili eski Antakya’nın ancak 1/10′unu kaplayan bugünkü kent, ortalarında bir su kanalı bulunan dar sokakları, kiremik örtülü ve tüm pencereleri dışarıya kapalı evleri ile mütevazi bir görünüme sahipti. Kentin Harbiye çıkışında İbrahim Paşa’nın sarayı, kışla, Alman Konsolosluk Acentası ve Rıfat Bereket Ağa’nın evi görülmeye değer yapılardı. |
| 1872 depreminde hemen hemen tamamı yıkılmış ve sadece izleri kalmış olan surlar yanında, Antakya’nın kapılarından Harbiye tarafındaki St. George Kapısı’nın (Cherubim Kapısı ya da Daphnetica) izleri durmakta idi. Demir kapı (Ba’el Hadid ya da Porte de Fer) 18 m. yüksekliğindeki muhteşem kitlesi ile ayakta idi. Aynı depremde tamamiyle yıkılan St. Paul Kapısı’ndan (Bab-Boulous) hiçbir şey kalmamıştı ve bahçe Kapısı (Dük Kapısı ya da Bab-ed Djeneine) ise meyve bahçeleri altındaydı. |
| H. 1320/M. 1902-03, H. 1321/M. 1903-04, H. 1322/M. 1904-05, H. 1324/M. 1906-07, H. 1326/M. 1908 senelerine ait salnamelerde Antakya, Haleb Vilayeti’ne bağlı bir kaza olarak geçmektedir. Kazaya Kuseyr, Harbiye, Karamurt ve Süveydiye olamk üzere 4 nahiyenin ve bu nahiyelere de 175 köyün bağlı olduğu kayıtlıdır. Kaza kaymakamlığı, H. 1320 ve H. 1321 senelerinde Mahmud Bey, H. 1322′de Cavit Bey, H. 1324 ve H. 1326 senelerinde ise Rauf Paşa tarafından yürütülmüştür. |
| Birinci Cihan Savaşı’ndan sonra Fransız işgali ve bunun takiben manda yönetimine giren Antakya’da kuzey-güney doğrultusunda kenti ikey ayıran büyük cadde (bugünkü Kurtuluş Caddesi) açılmış, inşa edilen konforlu oteller ve sayfiyelerdeki köşkler ile kent oldukça genişlemiştir. |
| 1931 yılında nüfusu 35.000 olan Antakya’da 31.000 müslüman ve 4.000 Hıristiyan yaşamakta idi. O tarihte kentte 6 otel, cuma pazarında 170 dükkan, 1 lise, 4 kız-erkek karışık okul, 7 ilkokul, PTT, 42 cami, 1 sinegog, 4 kilise, biri özel olmak üzere 2 müze, 1 banka, ikisi özel olmak üzere 3 hastane, 4 dernek, 1 kitaplık, 6 doktor, 4 eczacı, 6 dişçi vardı. |
| 1932 yılında yapılan resmi nüfus sayımında Antakya’da 24.000 Müslüman, 5.500 Hıristiyan ve 270 Yahudi yaşamakta idi. |
| 1935 yılında Weulerss’in yaptığı incelemede, Antakya nüfusunun temel öğesini oluşturan Türkler, kentin merkezinde oturmakta ve 45 mahalleden oluşan kentin 27 mahallesini işgal etmekte ve toplam 30.000 olan kent nüfusunun 18.000′ini oluşturmakta idiler. Antakya çevresindeki büyük zeytinliklerden kaynaklanan sabun endüstrisi ve sabun ticareti, kentin belli baştı ticari faaliyetini teşkil etmekteydi. Antakya’da 16 sabunhane olduğunu söyleyen Weulersse, bu imalethanelerden çıkan ürünlerin Ankara, Amasya, Diyarbekir, Mardin, Musul ve Van’a sevkedildiğini, sabun ticareti ve az da olsa ipek alışverişi yanında batı ile olan bütün ticaretin gayri müslimlerin elinde olduğunu yazar. |
| Antakya’da Osmanlılar’dan kalan hanların pek çoğu bugün sabunhane olarak kullanıldığından, mimari karakterlerini büyük ölçüde kaybetmişlerdir. Osmanlı hanları içinde en önemlileri, Uzun Çarşı ile Yemeniciler arasında, depo ve rükkan olarak kullanılan Kurşunlu Han ile Yeni Han ve Hüsnü Sabuncu Kervansarayı’dır. Cuma Pazarı’ndaki Kurşunlu Han, Antakya’daki 15 hanın en eskisi olup 1660 yıllarına doğru Köprülü Mehmet Paşa tarafından sürre alayının ağırlanması için inşa ettirilmiştir. |
1936 yılında, Antakya’daki zanaatkar sınıfının sosyal ve ekonomik yapısı hakkında detaylı bilgiler veren Pierre Bazantay, o tarihte belediyelerin, büyük hanların karşılıklı kapılarını sürekli açık tutarak bu hanların avlularını yol haline getirmek istediğini yazmaktadır. Çarşıda sokakların büyük taşlarla döşeli olduğunu ve sokakların ortasında yağmur suları ile pis suları toplayan açık kanallar bulunduğunu belirten Bazantay bu kanallardan akan suların, çok eskiden beri görev yapmakta olan lağımlar aracılığı ile Asi’ye akıtıldığını söyler. Bazantay’ın verdiği bilgiler arasında, Asi nehri kenarında 9 adet su dolabı bulunduğunu ve Antakyalı ustalar tarafından çapı 10 m.’ye ulaşan devasa dolapların yapılabileceği yazılıdır. Antakya’da 5 tane hamamın varlığından söz eden Bazantay, bunların içinde en eski olanının Yeni Hamam olduğunu söyler.
| Tarihlerde, Osmanlı Antakyası hakkında geniş ve detaylı bilgilere rastlanmayışının nedeni, Seleucus’lar döneminde başkent, Roma döneminde imparatorluğun doğu sınırlarını koruyan bir serhad kenti. Roma ve İskenderiye’den sonra imparatorluğun üçüncü büyük metropolu olan Doğunun Kraliçesi’nin çağlar içinde değişen koşullar nedeniyle Osmanlılar döneminde askeri ve ekonomik açıdan eski önemini kaybetmiş, nüfusu azalmış, netice olarak eski dönemlerdeki ihtişamını yitiren görmüş geçirmiş büyük bir kentten küçük bir kasaba haline gelmiş olmasındandır. |
Henüz Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
Yorumlar RSS Geri İzleme Tanımlayıcısı URI
Yorum yapın
