<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Waterlilys's Weblog &#187; osmanlı dönemi</title>
	<atom:link href="http://waterlilys.wordpress.com/tag/osmanli-donemi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://waterlilys.wordpress.com</link>
	<description>Just another WordPress.com weblog</description>
	<lastBuildDate>Sun, 24 Aug 2008 23:36:29 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='waterlilys.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/f53097ea98325c7fceb9c3f5297ed6b2?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Waterlilys's Weblog &#187; osmanlı dönemi</title>
		<link>http://waterlilys.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://waterlilys.wordpress.com/osd.xml" title="Waterlilys&#8217;s Weblog" />
		<item>
		<title>Hatay Meselesi Ve Anavatana Katılması (1938-)</title>
		<link>http://waterlilys.wordpress.com/2008/08/24/hatay-meselesi-ve-anavatana-katilmasi-1938/</link>
		<comments>http://waterlilys.wordpress.com/2008/08/24/hatay-meselesi-ve-anavatana-katilmasi-1938/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Aug 2008 22:30:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>waterlilys</dc:creator>
				<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[osmanl]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://waterlilys.wordpress.com/?p=52</guid>
		<description><![CDATA[







  1. Dünya Savaşı&#8217;nı kaybetmiş olmamızdan ötürü, bütün cephelerde olduğu gibi  Filistin ve Suriye&#8217;de dövüşen Osmanlı Ordusu da, 1918 Eylül ayı sonlarına doğru görev bölgesinden çekilmeye başladı. Suriye&#8217;de, VII. Yıldırım Ordusu&#8217;nun yöreden ayrılmasından sonra İtilaf Devletleri&#8217;nin desteği ile, Hicaz Emiri Faysal&#8217;ın başkanı olduğu bir Arap-Suriye hükümeti kuruldu. İngilizler, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Antlaşması [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=waterlilys.wordpress.com&blog=4528797&post=52&subd=waterlilys&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><table style="height:1px;" border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%" height="14">
<div>
<table border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="71%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>  1. Dünya Savaşı&#8217;nı kaybetmiş olmamızdan ötürü, bütün cephelerde olduğu gibi  Filistin ve Suriye&#8217;de dövüşen Osmanlı Ordusu da, 1918 Eylül ayı sonlarına doğru görev bölgesinden çekilmeye başladı. Suriye&#8217;de, VII. Yıldırım Ordusu&#8217;nun yöreden ayrılmasından sonra İtilaf Devletleri&#8217;nin desteği ile, Hicaz Emiri Faysal&#8217;ın başkanı olduğu bir Arap-Suriye hükümeti kuruldu. İngilizler, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Antlaşması hükümlerine dayanarak 25 Kasım 1918&#8242;de İskenderun Sancağı&#8217;na bir miktar asker çıkardılar. Aynı Antlaşma  hükümlerine göre, Osmanlı yönetimine bırakılmış  olmasına rağmen İskenderun Sancağı&#8217;nı işgal eden İngiliz birlikleri, 5-6 gün kentte kaldıktan sonra çekilerek 7 Aralık 1918 tarihinde, Antakya&#8217;ya giren Fransız askerlerine  işgali devrettiler.</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="100%" height="14"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>           Mondros Antlaşması ile bu toraklarda görevi bitmiş olan VII. Yıldırım Ordusu Kumantanı Mustafa Kemal Paşa geri geldiği Adana&#8217;da bu işgal hareketini müttefik orduları kumandanı Mareşal Allanby nezdinde protesto ederken, ilerde Hatay Meselesi haline gelecek olan bu konuya, o tarihten itibaren ilgi duymaya başlamıştı.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%" height="14"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Yerli halkın ileri gelenlerinden bir grubun Fransız yönetimine karşı mücadele kararı alması ile sancakta ilk direniş hareketinin çekirdeği kurulmuş oldu. Bu grubun liderliğinde hareket eden mücahitler, zaman zaman Fransız işgalcileri ile silahlı çatışmaya da girdiler. 13 Temmuz 1919&#8242;da İskenderun Sancağı&#8217;na gelerek halka Fransız yönetiminden memnun  olup olmadıklarını soran Amerikan heyetine büyük çoğunluğun Türk idaresini istedikleri şeklindeki beyanı, Fransız yönetimine karşı başlatılan direniş hareketinin haklılığını göstermekte idi.</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-53" src="http://waterlilys.files.wordpress.com/2008/08/104.gif?w=200&#038;h=145" alt="" width="200" height="145" /></p>
<table border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"><strong><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"> Sivas Kongresi&#8217;nde ilk esasları meydana çıkmış olan Misak-ı Milli kavramı ile ilgili olarak bu direniş hareketinin önde gelen isimlerinden </span><span style="font-size:x-small;color:#ff00ff;">Tayfur Ata Bey (Sökmen)</span><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"> ile Ankara arasında yapılan yazışmalarda, İskenderun Sancağı ve havalisinin de (Hatay) bu hudutlar içerisinde olduğunun Mustafa  Kemal tarafından belirtilmiş olması, bir süredir Misak-ı Milli hududu dışında kaldıkları kuşkusu içinde olan bölge halkının maneviyatını yükseltti.</span></strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Güneydoğu Anadolu ve İskenderun Sancağı&#8217;nda iki yıldır süregelen ve Fransız hükümetini huzursuz eden direniş hareketinin ve çatışmaların sona erdirilmesi amacıyla, Ankara Hükümeti ile 9 Haziran 1921 tarihinde başlanan görüşmelerin, 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile bir uzlaşma  ortamına girmesi üzerine, Antakya&#8217;da Fransız yönetimine karşı sürdürülen direniş faaliyetine bir süre ara verildi. Ancak, antlaşmanın imzalanmasından kısa bir süre önce, 26 Ağustos 1921 tarihinde, Fransızlar bütün Suriye&#8217;yi işgal ederek, daha önce kurmuş oldukları Faysal başkanlığındaki Suriye Hükümeti&#8217;ne son vermiş ve  ülkede manda yönetimini uygulamaya başlamışlardı.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>           Gene Ankara Antlaşması hükümlerine göre Fransızlar, Adana, Mersin, Osmaniye, Kilis ve Anteb&#8217;i boşaltırken, İskenderun, Antakya, Kırıkhan, Reyhanlı, Altınözü ve Samandağ&#8217;dan çekilmeyip bu beldeleri İskenderun Sancağı adı altında ve özel bir statü içinde, Fransız mandası olarak  yöneltilmekte olan Suriye Devleti&#8217;ne bağladılar. Bu  uygulamaları ile Ankara Antlaşması, sancağın kurtuluş ümitlerini gelecekte belirsiz bir zamana bırakmış olması nedeniyle Hatay&#8217;da yaşayan Türkler arasında üzüntü yarattı.</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table style="height:1px;" border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%" height="14"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong> Ankara Antlaşması hükümleri içinde sancak dahilindeki okullarda Türkçe&#8217;nin okutulması, Arapça&#8217;nın yanında Türkçe&#8217;nin de resmi mahiyette bir dil olması, Türk kültürünün yayılması, sancak bayrağının Türk bayrağına benzer bir bayrak olması gibi maddeler bulunmasına rağmen Fransızlar bu maddeleri hiçbir zaman uygulamadılar. Özellikle eğitim ve sağlık hizmetlerinde, Hıristiyan nüfusu, Türk nüfusa yeğ tutan bir davranış içine girdiler. Bu tutum, sancakta   yaşayan farklı etnik grupların, farklı dili konuşanların ve farklı siyasi akımlara mensup olanların çatıştığı karışık bir ortam yarattı.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%" height="14"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>         Fransızların,, İskenderun Sancağından çekilmemeleri ve sancak içindeki Türk nüfusa karşı davranışlarındaki eşitsizlik üzerine tekrar faaliyete geçen direniş örgütü, merkezi Adana&#8217;da olan, Tayfur Ata Bey (Sökmen) başkanlığında, İskenderun ve Havalisi Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti&#8217;ni kurarak, Ankara ile ilişkilerini devam ettirdiler ve bir heyet halinde Ankara&#8217;ya giderek, Mustafa Kemal&#8217;den bölge ile  ilgilenmesini istediler.</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table style="height:1px;" border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%" height="14">
<div>
<table border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="73%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>    1922&#8242;de Fransızlar tarafından Suriye Devletleri Federasyonu kuruldu ve İskenderun Sancağı, Federasyona bağlı olan Haleb Devleti içinde yer aldı. Ülkenin bağımsızlığını ve bütünlüğünü garanti altına alan ve yeni Türkiye Devleti&#8217;nin sınırlarını çizen Lozan Antlaşmasında esaslı bir şekilde ele alınmayan ve bu nedenle yöre halkının umutsuzluğa sevk eden Hatay Meselesi, Atatürk&#8217;ün 15 Mart 1923 günü Adana&#8217;da yaptığı konuşmada, &#8220;&#8230; kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz&#8221; sözü ile yeni bir dinamizm kazandı ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti&#8217;nin gündemine ciddi olarak girdi.</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="100%" height="14"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Gelişen olaylar karşısında bölgede yaşayan diğer etnik gruplara karşı da örgütlenme ihtiyacı duyan Türk nüfus, Türkiye ile birleşme temasını işleyen Altın-Özü isimli bir gazete ile faaliyeti çok kısa süren Antakya Halk Fıkrası adlı bir de parti kurdular.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%" height="14"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Bölgedeki huzursuzlukların Milletler Cemiyeti&#8217;nde yaptığı etkiler sonucu 1926 yılında Fransızlar, İskenderun&#8217;da bir hükümet kurulması teklifini gündeme getirdiler. Teklife göre, Beyrut&#8217;taki yüksek komiserliğe bağlı olarak çalışacak bu hükümetin kendi anayasası, kendi meclisi ve seçilmiş bir başkanı bulunacaktı. Hükümet merkezi olarak İskenderun öngörülmekteydi. Bu hükümetin teşkili amacıyla yapılan seçimler sonucunda, Arapların çoğunlukta olduğu bir meclis oluştu. Başkanlığına da Ahmet Türkmen&#8217;in adaylığına karşılık, İskenderun Sancağında Fransız olağanüstü komiserinin delegeliğini yapan H. Duriex&#8217;in getirildiği Bağımsız İskenderun hükümeti, gördüğü tepkiler karşısında kısa bir süre sonra ismini, Kuzey Suriye Hükümeti olarak değiştirme kararı aldı.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%" height="14"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Anayasaları gereği sancağın bağımsızlığı  için yemin etmiş olan Kuzey Suriye Meclisi  milletvekilleri bu karardan dört gün sonra, Şam&#8217;daki Merkezi Suriye Hükümeti&#8217;ne bağlanma kararı aldı.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%" height="14"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Ortaya  çıkan bu yeni durum üzerine Fransa&#8217;nın Suriye üzerindeki manda yönetiminin sona ereceği 1935 yılından sonra, İskenderun Sancağının geleceğini, Türk nüfusun çıkarlarına uygun bir neticeye ulaştırmak amacında olan Türkler, Fransızların engelleme gayretlerine rağmen hedeflerine ulaşmak için yoğun bir propaganda faaliyetine girdiler</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-54" src="http://waterlilys.files.wordpress.com/2008/08/107.gif?w=197&#038;h=121" alt="" width="197" height="121" /></p>
<table border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>   Bu faaliyet içinde, özellikle anavatanda gerçekleştirilmiş olan Atatürk ilke ve inkılapları örnek alındı. Örneğin, Latin harflerini öğreten kurslar açıldı, fes yerine şapka giyilmeye başlandı ve herhangi bir faaliyet gösteremeyerek, sembolik bir kuruluş halinde kalan Halk Partisi kuruldu. Türk nüfusun yaptığı bu gayretli ve ısrarlı çalışmalar meyvelerini verdi ve bir süre sonra Fransızlar, İskenderun Sancağında Türk hakimiyeti kavramına sıcak bakmaya başladılar.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Sancakta yaşayan Türkler, Ankara&#8217;ya gönderdikleri heyetler ile zamanın başbakanı İsmet İnönü ve  Mareşal Fevzi Çakmak aracılığı ile Atatürk&#8217;e  bir kere daha aktardıkları davaları için Ulu Önder&#8217;den daha yakın ilgi ve destek istediler. Türk hükümeti, 1936 Eylül ayında Cenevre&#8217;de yapılan  Milletler Meclisi toplantısında konuyu gündeme getirerek, İskenderun sancağının bağımsızlık talebini Fransız Hükümeti&#8217;ne resmen bildirdi.</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/waterlilys.wordpress.com/52/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/waterlilys.wordpress.com/52/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/waterlilys.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/waterlilys.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/waterlilys.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/waterlilys.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/waterlilys.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/waterlilys.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/waterlilys.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/waterlilys.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/waterlilys.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/waterlilys.wordpress.com/52/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=waterlilys.wordpress.com&blog=4528797&post=52&subd=waterlilys&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://waterlilys.wordpress.com/2008/08/24/hatay-meselesi-ve-anavatana-katilmasi-1938/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/9eb694216e70f5caf76b86bb2b0d4b90?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">waterlilys</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://waterlilys.files.wordpress.com/2008/08/104.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://waterlilys.files.wordpress.com/2008/08/107.gif" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Osmanlılar Dönemi(3.bölüm)</title>
		<link>http://waterlilys.wordpress.com/2008/08/24/osmanlilar-donemi3bolum/</link>
		<comments>http://waterlilys.wordpress.com/2008/08/24/osmanlilar-donemi3bolum/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Aug 2008 22:25:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>waterlilys</dc:creator>
				<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://waterlilys.wordpress.com/?p=50</guid>
		<description><![CDATA[


1893 tarihinde çıkan kolera salgınında 4.000 Hıristiyan kenti terk ederken bir çok kişi de hayatını yitirdi.







          XIX. yüzyılın ikinci yarısında Suriye&#8217;nin ekonomik hayatı içinde buğday, arpa, yulaf, mısır, darı, baklagiller, yağ bitkileri, narenciye, kayısı, üzüm, incir, pamuk ve tütün  gibi tarım ürünleri yanında, başta ipekçilik, dokumacılık, sabun imalatı ve dericilik olmak üzere, bakırcılık, demircilik, silah [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=waterlilys.wordpress.com&blog=4528797&post=50&subd=waterlilys&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><table style="height:1px;" border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>1893 tarihinde çıkan kolera salgınında 4.000 Hıristiyan kenti terk ederken bir çok kişi de hayatını yitirdi.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%">
<div>
<table border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="73%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          XIX. yüzyılın ikinci yarısında Suriye&#8217;nin ekonomik hayatı içinde buğday, arpa, yulaf, mısır, darı, baklagiller, yağ bitkileri, narenciye, kayısı, üzüm, incir, pamuk ve tütün  gibi tarım ürünleri yanında, başta ipekçilik, dokumacılık, sabun imalatı ve dericilik olmak üzere, bakırcılık, demircilik, silah yapımı, halıcılık, halat yapımı ve ağaç işlemeciliği gibi imalat kolları da faaliyet göstermekte idi. Özellikle dokumacılık sektöründe Şam, Haleb, Beyrut, Hama ve Humus&#8217;da dokunan düz ve desenli  ipekli kumaşlar ile elbiselik kumaşlar, masa örtüleri, perdelik kumaşlar, tafta ve kadifeler, iparatorluk içinde dağıtılan ve Avrupa&#8217;ya ihraç edilen sanayi ürünlerinin başlıcalarını oluşturmaktaydı.</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>Süveyş Kanalı&#8217;nın açılmasına kadar, Mezopotamya&#8217;dan  Akdeniz&#8217;e gelen yollar ile Mısır&#8217;dan kuzeye çıkan yolların kesişme noktasında  olan Antakya, bu tarihten sonra kanalın yeni bir ticari güzergah oluşturması ve Bağdat demiryolu hattının çok güneyinde kalmış olması nedeniyle Suriye&#8217;deki diğer önemli merkezler gibi, ticari önemini giderek kaybetmeye başladı. Ancak Suriye toprakları, sahip olduğu zengin hammadde potansiyeli nedeniyle önceki yüzyıllarda olduğu gibi batılılar için daima cazip bir ülke vasfını korumuştur.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Ali Cevat Bey&#8217;in, 1895-96 tarihli Tarih ve Coğrafya Lugatı&#8217;nda, 4 nahiye ve 310 köyden oluşan Antakya Kazasının 62.750 olan toplam nüfusunun 48.000&#8242;nin müslüman olduğu yazılıdır. Kazada yetişen tahılın ihtiyacı kafi gelmemesi nedeniyle, Haleb Sancağı&#8217;ndan çok miktarda  hububat ithal edildiği, buna mukabil kazada, dut, pamuk, meyan kökü, zeytin, zeytinyağı ve sabun üretiminin çok olduğu, yılda 12-15 milyon kilo Sabun üretilen Antakya kazasında dokunan çarşaf, kefiye, maşlah ile diğer elbiselik kumaşların pek makbul olduğu kayıtlıdır. Asi&#8217;den  elde edilen yıllık 250 bin yılan balığı tuzlanıp Kıbrıs, Mısır ve  Beyrut&#8217;a ihraç  edilmekteydi.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Lugatta verilen bilgilere göre, kaza merkezi olan Antakya&#8217;nın kent nüfusu 23.550&#8242;dir. Kentte 3.374 ev, 1.451 dükkan, 38 mağaza, 20 han, 3 otel, 14 kahve, 1 eczane, 25 fırın, 5 su değirmeni, 9 sabun imalathanesi, 14 ipek fabrikası, 1 kışla, 24 cami, 28 mescid, 2 dergah, 10 medrese, 3 kilise, 5 hamam ve sair binalar vardır. Habib-i Neccar Hazretlerinin kent içinde ziyaretgahı olan bir de türbesi vardır.</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table style="height:1px;" border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong> Karl Baedeker&#8217;in 1906 tarihli Seyahat Rehberi ile  Meyers&#8217;in 1913 tarihli Seyahat Rehberi&#8217;nde verilen bilgilere göre, kaymakamlık merkezi olan Antakya&#8217;da ortalama 28.000 kişi yaşamaktaydı. Bu nüfus içinde 4.000 Hıristiyan ve birkaç Yahudi vardı ve resmi dil Türkçe idi. Önemli bir ticari faaliyet bulunmayan Antakya&#8217;dan, özellikle Amerika&#8217;ya kereste ve meyankökü, Avrupa&#8217;ya da mısır ihraç edilirdi. Bir çok sabunhane bulunan kentte, ayakkabıcılık ve bıçakcılık ünlü idi. Asi kenarındaki  su dolapları bahçelerin sulanmasında kullanılırdı.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Surlarla çevrili eski Antakya&#8217;nın ancak 1/10&#8242;unu kaplayan bugünkü kent, ortalarında  bir su kanalı bulunan dar sokakları, kiremik örtülü ve tüm pencereleri dışarıya kapalı evleri ile mütevazi bir görünüme sahipti. Kentin Harbiye çıkışında İbrahim Paşa&#8217;nın sarayı, kışla, Alman Konsolosluk Acentası ve  Rıfat Bereket  Ağa&#8217;nın evi görülmeye değer yapılardı.</strong> </span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          1872 depreminde hemen hemen tamamı yıkılmış ve sadece izleri kalmış olan surlar yanında, Antakya&#8217;nın kapılarından Harbiye tarafındaki St. George Kapısı&#8217;nın (Cherubim Kapısı  ya da Daphnetica) izleri durmakta  idi. Demir kapı (Ba&#8217;el Hadid ya da Porte de Fer) 18 m. yüksekliğindeki muhteşem kitlesi ile ayakta idi. Aynı depremde tamamiyle yıkılan St. Paul Kapısı&#8217;ndan (Bab-Boulous) hiçbir şey kalmamıştı ve bahçe Kapısı (Dük Kapısı ya da Bab-ed Djeneine) ise meyve bahçeleri altındaydı.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          H. 1320/M. 1902-03, H. 1321/M. 1903-04, H. 1322/M. 1904-05, H. 1324/M. 1906-07, H. 1326/M. 1908 senelerine ait salnamelerde Antakya, Haleb Vilayeti&#8217;ne bağlı bir kaza olarak geçmektedir. Kazaya Kuseyr, Harbiye, Karamurt ve Süveydiye olamk üzere 4 nahiyenin ve bu nahiyelere de 175 köyün bağlı olduğu kayıtlıdır. Kaza kaymakamlığı, H. 1320 ve H. 1321 senelerinde Mahmud Bey, H. 1322&#8242;de Cavit  Bey, H. 1324 ve H. 1326 senelerinde ise Rauf  Paşa tarafından yürütülmüştür.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Birinci Cihan Savaşı&#8217;ndan sonra Fransız işgali ve bunun takiben manda yönetimine giren Antakya&#8217;da kuzey-güney doğrultusunda kenti ikey ayıran büyük cadde (bugünkü Kurtuluş Caddesi) açılmış, inşa edilen konforlu oteller ve sayfiyelerdeki köşkler ile kent oldukça genişlemiştir.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          1931 yılında nüfusu 35.000 olan Antakya&#8217;da 31.000 müslüman ve 4.000 Hıristiyan yaşamakta idi. O tarihte kentte 6 otel, cuma pazarında 170 dükkan, 1 lise, 4 kız-erkek karışık okul, 7 ilkokul, PTT, 42 cami, 1 sinegog, 4 kilise, biri özel olmak üzere 2 müze, 1 banka, ikisi özel olmak üzere 3 hastane, 4 dernek, 1 kitaplık, 6 doktor, 4 eczacı, 6 dişçi vardı.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          1932 yılında yapılan resmi nüfus sayımında Antakya&#8217;da 24.000 Müslüman, 5.500 Hıristiyan ve 270 Yahudi yaşamakta idi.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          1935 yılında Weulerss&#8217;in yaptığı incelemede, Antakya nüfusunun temel öğesini oluşturan Türkler, kentin merkezinde oturmakta ve 45 mahalleden oluşan kentin 27 mahallesini işgal etmekte ve toplam 30.000 olan kent nüfusunun 18.000&#8242;ini oluşturmakta idiler. Antakya çevresindeki büyük zeytinliklerden kaynaklanan sabun endüstrisi ve sabun ticareti, kentin belli baştı ticari faaliyetini  teşkil etmekteydi. Antakya&#8217;da 16 sabunhane olduğunu söyleyen Weulersse, bu imalethanelerden çıkan ürünlerin Ankara, Amasya, Diyarbekir, Mardin, Musul ve Van&#8217;a sevkedildiğini, sabun ticareti ve az da olsa ipek alışverişi yanında batı ile olan bütün ticaretin gayri müslimlerin elinde olduğunu yazar.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><strong><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;">          Antakya&#8217;da Osmanlılar&#8217;dan kalan hanların pek çoğu bugün sabunhane olarak kullanıldığından, mimari karakterlerini büyük ölçüde kaybetmişlerdir. Osmanlı hanları içinde en önemlileri, Uzun Çarşı ile Yemeniciler arasında, depo ve rükkan olarak kullanılan </span><span style="font-size:x-small;color:#ff00ff;">Kurşunlu Han </span><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;">ile Yeni Han ve Hüsnü Sabuncu Kervansarayı&#8217;dır. Cuma Pazarı&#8217;ndaki Kurşunlu Han, Antakya&#8217;daki 15 hanın en eskisi olup 1660 yıllarına doğru Köprülü Mehmet Paşa tarafından sürre alayının ağırlanması için inşa ettirilmiştir. </span></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"> 1936 yılında, Antakya&#8217;daki zanaatkar sınıfının sosyal ve ekonomik yapısı hakkında detaylı bilgiler veren Pierre Bazantay, o tarihte belediyelerin, büyük hanların karşılıklı kapılarını sürekli açık tutarak bu hanların avlularını yol haline getirmek istediğini yazmaktadır. Çarşıda sokakların büyük taşlarla döşeli olduğunu ve sokakların ortasında yağmur suları ile pis suları toplayan açık kanallar bulunduğunu belirten Bazantay bu kanallardan akan suların, çok eskiden beri görev yapmakta  olan lağımlar aracılığı ile Asi&#8217;ye akıtıldığını söyler. Bazantay&#8217;ın verdiği bilgiler arasında,  Asi nehri kenarında 9 adet su dolabı bulunduğunu ve Antakyalı ustalar tarafından çapı 10 m.&#8217;ye ulaşan devasa dolapların yapılabileceği yazılıdır. Antakya&#8217;da 5 tane hamamın varlığından söz eden Bazantay, bunların içinde  en eski olanının Yeni Hamam olduğunu söyler.</span></strong></p>
<table style="height:1px;" border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>  Tarihlerde, Osmanlı Antakyası hakkında geniş ve detaylı bilgilere rastlanmayışının  nedeni, Seleucus&#8217;lar döneminde başkent, Roma döneminde imparatorluğun doğu sınırlarını koruyan bir serhad kenti. Roma ve İskenderiye&#8217;den sonra imparatorluğun üçüncü büyük metropolu  olan Doğunun Kraliçesi&#8217;nin çağlar içinde değişen koşullar nedeniyle Osmanlılar döneminde askeri ve ekonomik açıdan eski önemini kaybetmiş, nüfusu azalmış, netice  olarak eski dönemlerdeki ihtişamını yitiren görmüş geçirmiş büyük bir kentten küçük bir kasaba haline gelmiş olmasındandır.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/waterlilys.wordpress.com/50/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/waterlilys.wordpress.com/50/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/waterlilys.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/waterlilys.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/waterlilys.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/waterlilys.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/waterlilys.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/waterlilys.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/waterlilys.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/waterlilys.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/waterlilys.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/waterlilys.wordpress.com/50/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=waterlilys.wordpress.com&blog=4528797&post=50&subd=waterlilys&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://waterlilys.wordpress.com/2008/08/24/osmanlilar-donemi3bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/9eb694216e70f5caf76b86bb2b0d4b90?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">waterlilys</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>osmanlı döneminde(2.bölüm)</title>
		<link>http://waterlilys.wordpress.com/2008/08/24/osmanli-doneminde2bolum/</link>
		<comments>http://waterlilys.wordpress.com/2008/08/24/osmanli-doneminde2bolum/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Aug 2008 22:23:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>waterlilys</dc:creator>
				<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://waterlilys.wordpress.com/?p=48</guid>
		<description><![CDATA[ XIX. yüzyılın ikinci yarısında, Antakya kazası hakkında bilgi aldığımız kaynaklardan biri olan Cevdet Paşa&#8217;nın Tezakir&#8217;inde, 1867 yılında Antakya kazası nüfusunun 9904 haneden oluştuğu belirtilmektedir. Ayrıca bunların 8775&#8242;inde Müslümanların, 1129&#8242;unda ise gayri müslimlerin oturduğu ve Müslüman olmayan hanelerin 33&#8242;ünün Yahudilere ait olduğu yazılıdır. Antakya&#8217;yı büyük bir kasaba  olarak niteleyen Cevdet Paşa, kentte çok sayıda cami, mescid [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=waterlilys.wordpress.com&blog=4528797&post=48&subd=waterlilys&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"> XIX. yüzyılın ikinci yarısında, Antakya kazası hakkında bilgi aldığımız kaynaklardan biri olan Cevdet Paşa&#8217;nın Tezakir&#8217;inde, 1867 yılında Antakya kazası nüfusunun 9904 haneden oluştuğu belirtilmektedir. Ayrıca bunların 8775&#8242;inde Müslümanların, 1129&#8242;unda ise gayri müslimlerin oturduğu ve Müslüman olmayan hanelerin 33&#8242;ünün Yahudilere ait olduğu yazılıdır. Antakya&#8217;yı büyük bir kasaba  olarak niteleyen Cevdet Paşa, kentte çok sayıda cami, mescid ve mektep ile bin kadar dükkan ve sekiz han ile diğer binaların bulunduğunu kaydeder. O tarihlerde, Antakya&#8217;daki ticaretin zeytinyağı, sabun ve bir miktar ipekten ibaret olduğu, Tezakir&#8217;de verilen diğer bilgiler arasındadır</span></strong></p>
<table style="height:1px;" border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>Tanzimat ile başlayan ve Osmanlı toplumunun sosyal yapısında değişimlere neden olan batı tarzı yaşam modeli ve kent yönetimindeki yeniliklere paralel olarak kentin Harbiye tarafından Hıristiyan mahallesinin bittiği yerde bir hükümet konağının inşası ve kaza kaymakamlığı teşkilatının kurulmasından sonra XIX. yüzyılın  ikinci yarısından itibaren memur aileleri gelip, Antakya&#8217;ya yerleşmeye başladılar.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Kışladan yeni inşa edilen Hükümet Konağına  giden yol zaman içinde genişleyerek Saray Caddesi adını aldı  ve bu cadde üstünde inşa edilen yeni binalar ve bunların altındaki mağazalar, gazinolar ve lokantalar ile bu mahalle, Antakya&#8217;nın en modern semti haline geldi.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Sultan Albulhamid&#8217;e izafeten Hamidiye Mahallesi adı ile bilinen bu mahallede yeni inşa edilen modern yapılar nedeniyle doğu kentlerine özgü karakterin kaybolduğunu söyleyen Weulerse, &#8220;&#8230; Avrupa stili, demir, tuğla ile inşa edilmiş, büyük açıklıklı binalar, eski Antakya stiline ihanet ediyorlar&#8221; derken, yeni oluşan bu mahalledeki yapıları, mimari karakterleri bakımından yadırgandığını ifade eder.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          XIX. yüzyılın ikinci ikinci yarısına kadar surlar dışında bir mahalle bulunmayan Antakya&#8217;da, 1876 Osmanlı-Rus Harbi&#8217;nden sonra topraklarından atılan Çerkez göçmenleri için, Asi&#8217;nin karşı tarafında, Muhacirin Osmaniye ya da daha sonra ki adı ile Yeni Mahalle adı altında yeni bir yerleşme kurulmuştur.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Gerek geniş düzlüklerden oluşan topografik yapısı, gerekse kent dışında olmasından ötürü arsa fiyatlarının düşük olması nedeniyle, ileriki yıllarda hızla yayılan bu yeni yerleşme (ki sonradan, Cumhuriyet, Akevler ve Cebrail mahalleleri adını  almıştır) modern yapıları ile, Eski Antakya&#8217;nın karşısında, Asi&#8217;nin öbür yakasındaki Yeni  Antakya&#8217;yı  oluşturmaktadır.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          1822 tarihli Lugat-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye&#8217;de Antakya nüfusunun 12.000 olduğu yazılırken, eski çağda 200.000&#8242;den fazla insanın yaşadığı  büyük bir kent olan Antakya&#8217;nın o zamanlar Haleb&#8217;den daha mamur olduğu belirtilir. Ancak zaman içinde uğradığı hücumlar ve depremler nedeniyle harab olan Antakya&#8217;nın önceki haline nispetle şimdi bir köy halinde olduğu ve kentte çok miktarda ipek, zeytinyağı ve sabun ticaretinin yapıldığı yazılıdır.</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"> Osmanlı döneminde Antakya&#8217;da vukubulan çok sayıda deprem arasında 1615, 1822 ve  1872 yıllarındaki depremler en önemli olanlarıdır. Son zamanların en etkili depremi 9 Nisan 1872 sabahı vukubulmuş sarsıntının şiddetinden surların bir kısmı çökerken, Asi üzerindeki köprü çatlamıştır. Kentin üçte ikisinde çok ciddi hasar yapan bu depremde 1.000 kişi hayatını yitirmiştir. 1872 depreminde hasar gören yapılar arasında yer alan ve ahşap olan eski kilise, yeniden fakat taş malzeme ile inşa edilmiştir. Bu yapı Antakya&#8217;nın en önemli yapılarından biri olmuştur</span></strong></p>
<table style="height:1px;" border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"><span style="color:#b1b1b1;"><strong><span style="font-size:x-small;">  1889 tarihli Kamus-ül A&#8217;lam&#8217;da Antakya hakkında şu bilgiler yer alır:</span> <span style="font-size:x-small;">&#8220;Haleb Vilayeti, Haleb Merkez Sancağı&#8217;na bağlı kaza merkezi olan bir kenttir. Eski zamanda çok mamur ve büyük bir kentti. Şimdiki kasabanın etrafını çevreleyen surlar eski Antakya&#8217;nın büyüklüğünün bir delilidir. Hicretin 16. senesinde ve Hz. Ömer&#8217;in halifeliği döneminde, Hazret-i ebu Ubeyde tarafından feth edilerek müslüman ülkesi olmuştur. Daha sonra Bizans, Selçuklular, Haçlılar ve Memluklar&#8217;ın eline geçen Antakya, son olarak 921 tarihinde Yavuz Sultan Selim Han tarafından fethedilmiştir. </span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Antakya kenti, bir taraftan birbirini takip eren şiddetli depremler ve diğer taraftan uğradığı istilalar nedeniyle bir kaç kere tahrip olmuş, eski büyüklüğü ve  ihtişamını kaybetmiştir. Kentte saray, tiyatro, mabed ve su yolu gibi eski yapıların kalıntıları meşhurdur.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Bugün eski yerinin yalnız bir kısmını işgal eden Antakya&#8217;nın nüfusu 16.818&#8242;dir. Bunun 3.000&#8242;e yakın miktarını Hıristiyan ve Yahudiler oluşturmaktadır. Geri kalanı tamamiyle Müslümandır. Bulunduğu yer gayet güzel ve hoş olan Antakya&#8217;da 14 cami, bir kaç medrese, rüşdiye  mektebi ve bir kaç hamam vardır.</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"> Münbit ovaları, limon, portakal, dut, zeytin ve çeşitli meyve ağaçları ile dolu  olan Antakya&#8217;da Antakya&#8217;da ipek, zeytinyağı  üretimi büyük miktarlara ulaşır. Bunun yanında pamuk da yetiştirilir. Sabun üretimi ve ihracı yapılan kazada, ipek gömlek, bez, çarşaf, Trablus kuşağı ve maşlah gibi dokunan ürünleri yanında ağaç oymacılığı, kuyumculuk ve demircilik de bir hayli ilerlemiştir.&#8221;</span></strong></p>
<table style="height:1px;" border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>  1891 yılında Antakya&#8217;yı  ziyaret etmiş olan ve kent hakkında ayrıntılı bilgiler veren Fransız Seyyahı Cuinet&#8217;e göre kentin nüfusu 23.550 kişi olup, bunun 16.000&#8242;inin müslümanlar, geri kalanını da Hıristiyan ve Yahudiler oluşturmakta idi. Bu nüfus içinde Türkler, Suriyeliler, Araplar ve Ensariler Müslüman grubu teşkil ederken, Rumlar ile Katolik ve Gregorien Ermeniler, Hıristiyan grubu oluşturmakta idiler. Kazanın tümünde yaşayan nüfus ise çeşitli etnik kökene bağlı çeşitli mezheplere mensup müslüman ve Hıristiyan cemaatten  oluşan çok daha heterojen bir yapıya sahipti.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%">
<div>
<table border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="71%">
<div>
<table border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          XVII. yüzyıla kadar hiç Hıristiyan bulunmayan Antakya&#8217;da, XVIII. yüzyıldan itibaren Hıristiyan  aileler yeniden yerleşmeye başladılar. 1846 yılında bir İtalyan papazın başlattığımisyon, 1851&#8242;de Hıristiyanların tekrar örgütlenmesini sağladı ve misyonerler 1860&#8242;da Antakya&#8217;da kendi evlerini  inşa ettiler.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Gene Cuinet&#8217;in verdiği bilgilere göre, 1891 yılında Antakya&#8217;da 1 kışla, 24 cami, 28 mescit, 2 tekke, muhtelif seviyede toplam 42 okul, 3 kilise, 5 hamam, 117 çeşme, 3.374 hane, 1.451 dükkan, 35 toptancı mağazası, 20 han, 3 otel, 14 kahvehane, 1 eczane, 25 fırın, 5 su değirmeni, 9 sabunhane, 13 ipek atelyesi ile kaymakamın resmi ikametgahı olan bir konak bulunmaktaydı.</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/waterlilys.wordpress.com/48/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/waterlilys.wordpress.com/48/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/waterlilys.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/waterlilys.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/waterlilys.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/waterlilys.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/waterlilys.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/waterlilys.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/waterlilys.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/waterlilys.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/waterlilys.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/waterlilys.wordpress.com/48/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=waterlilys.wordpress.com&blog=4528797&post=48&subd=waterlilys&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://waterlilys.wordpress.com/2008/08/24/osmanli-doneminde2bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/9eb694216e70f5caf76b86bb2b0d4b90?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">waterlilys</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>3. Osmanlılar Dönemi (1516-1918)</title>
		<link>http://waterlilys.wordpress.com/2008/08/24/3-osmanlilar-donemi-1516-1918/</link>
		<comments>http://waterlilys.wordpress.com/2008/08/24/3-osmanlilar-donemi-1516-1918/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Aug 2008 22:21:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>waterlilys</dc:creator>
				<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://waterlilys.wordpress.com/?p=45</guid>
		<description><![CDATA[Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar, dört asır Osmanlı hakimiyetinde kalan Antakya, bu süre içinde Haleb  vilayetinin, Haleb Merkez Sancağına bağlı bir kaza merkezi olarak yönetildi. XIX. yüzyılın ikinci yarısı ile XX, yüzyıla ait umumi salnamelerle Haleb Vilayeti salnamelerdeki kayıtlara göre, imparatorluğun çöküşüne kadar, herhangi bir değişiklik olmadan bu statüyü muhafaza ettiği  anlaşılmaktadır. İstanbul&#8217;a uzak oluşu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=waterlilys.wordpress.com&blog=4528797&post=45&subd=waterlilys&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;">Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar, dört asır Osmanlı hakimiyetinde kalan Antakya, bu süre içinde Haleb  vilayetinin, Haleb Merkez Sancağına bağlı bir kaza merkezi olarak yönetildi. XIX. yüzyılın ikinci yarısı ile XX, yüzyıla ait umumi salnamelerle Haleb Vilayeti salnamelerdeki kayıtlara göre, imparatorluğun çöküşüne kadar, herhangi bir değişiklik olmadan bu statüyü muhafaza ettiği  anlaşılmaktadır. İstanbul&#8217;a uzak oluşu yanında Mısır&#8217;ın fethinden sonra bölgedeki askeri önemini yitirmiş olmasına ilaveten Ortadoğu&#8217;daki büyük geçiş  yolları dışında kalmış olması gibi zaman içinde değişen koşullar nedeniyle Osmanlı Devleti için önemsiz ve bu sebeple ihmal edilmiş küçük bir kasaba olarak asırlarca  kendi halinde yaşamıştır.</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"> Seleucus krallarına başkentlik yapmış, Roma çağındaki ihtişamı dillere destan olmuş, imparatorluğun üç büyük metropolünden biri olarak imparatorların gözdesi olan ve bir zamanlar &#8216;Doğunun Kraliçesi&#8217; lakabıyla anılmış olan Antakya&#8217;ya, Kanuni Sultan Süleyman, İran&#8217;a yapmış olduğu birinci sefer (Sefer-i Irakeyn) dönüşünde uğramıştır. 24 Kasım 1536&#8242;da vardığı  Haleb&#8217;de sekiz gün kalarak kentteki cami, kale ve türbe gibi yerleri ziyaret eden Kanuni, Aralık  ayının beşinci günü Antakya&#8217;ya gelmiş ve burada bir gece kaldıktan sonra ertesi gün İstanbul&#8217;a dönüş yolunda, İskenderun üzerinden Adana istikametinde yoluna devam etmiştir.</span></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong> Mısır&#8217;ın Osmanlı hakimiyetine girmesinden sonra bu ülkeye giden her kafile muhakkak surette Antakya&#8217;da konaklar, ondan sonra yoluna devam ederdi. Ayrıca Hac yolunda olması nedeniyle hacılar için de bir uğrak yeri idi. Sadrazam Moralı Hasan Paşa H. 1115/M1703- 1704  yılında hacılar için Antakya&#8217;da bir cami, bir imaret, bir mektep ve bir de hamam vakfetmiştir.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          Türkiye Diyanet Vakfı yayını olan İslam Ansiklopedisi&#8217;nin Antakya maddesinde kentin özellikle XVI. yüzyül olmak üzere Osmanlı dönemindeki nüfusu, mahalleleri, umumi yapıları, ekonomik hayatı ve esnafı hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmaktadır.</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table style="height:1px;" border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2" width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>XVI. yüzyılda Haleb vilayeti sayımları içinde Antakya: 1527&#8242;de 1006 hane (evli), 131 mücerret (bekar), 1537&#8242;de 1196 (evli), 265 mücerret (bekar), 1552&#8242;de 1087 hane (evli), 395 mücerret (bekar, 1570&#8242;de 1074 hane (evli), 287 mücerret (bekar(x), 1589&#8242;da 1064 hane (evli), 511 mücerret (bekar) nüfusa sahipti. Bu nüfus yirmi iki ile yirmi dört mahallede oturmakta idi. Bunlar arasında Debbüs (dörtayak), Haraccı Bekir ve Hallabünnemle (Basaliye) mahalleleri Osmanlı fethinden sonra kurulanlardır. sur içinde yer alan mahalleler içinde XVI. yüzyılda en kalabalık olanları Habibünneccar (Keşkekoğlu), Cülahan, Dörtayak, Kanavat ve 1552&#8242;den sonra ismine rastlanmayan Haraccı Bekir mahalleleriydi.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="100%"><strong><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;">         XVI. yüzyılda Antakya&#8217;da </span><span style="font-size:x-small;color:#ff00ff;">Meydan Hamamı</span><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;">, </span><span style="font-size:x-small;color:#ff00ff;">Beyseri Hamamı</span><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"> ve  Mehmed Paşa Vakfı olan bir diğer hamam ile içinde 101, dışında iki dükkanı  olan bir berdesten, Dörtayak mahallesinde alt katında yirmi sekiz, üst katında yirmi iki oda ve iki dükkan bulunan bir han vardı. Cafer Ağa Vakfı olan han-ı Sebil, yolcu ve devlet görevlilerinin kaldığı o devir içinde oldukça lüks bir konaklama yeri idi.</span></strong></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="100%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          XVII. yüzyılın sonlarında Antakya&#8217;da vakıfları yirmi sekize ulaşan cami ve mescidler arasında Habib Neccar Cami ve zaviyesi ile Cami-i Kebir, en büyük yapılardı. Diğerleri mahalle ismini taşıyan mescidlerdi. Ayrıca Kapıağası Cafer Ağa Muallimhanesi, Farisiye Medresesi, Mağribiye Zaviyesi vardı. 1710 yılında yapılan bir sayımda çeşitli mesleklere mensup 1161 esnaf ve buna ilaveten 2332 erkek nüfus tespit edilmiştir. 1838&#8242;de Antakya&#8217;nın nüfusu 6.000 idi.</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="100%">
<div>
<table border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="65%"><span style="font-size:x-small;color:#b1b1b1;"><strong>          XIX. yüzyılın ilk yarısında, Osmanlı Devleti&#8217;ne başkaldıran Mısırlı Mehmed Ali Paşa&#8217;nın Suriye ve Anadolu&#8217;daki yayılma hareketinin başarıya ulaşması üzerine, 1833-1839 yılları arasında Mehmed Ali Paşa kontrolünde kalan Antakya&#8217;ya bu yayılma hareketini bastırmak amacıyla gönderilen ve Osmanlı ordularına karşı başarılar kazanmış olan Mehmed Paşa&#8217;nın oğlu İbrahim Paşa tarafından H.1248/M. 1832-1833 yılında bir kışla ile Asi Nehri yakınında bir saray inşa ettirilmiştir. Kentte Roma, Bizans ve Haçlılar dönemlerinden ayakta kalabilmiş son yapılar ile surlardan adeta işlenmiş hazır taş malzemenin elde edildiği bir ocak gibi istifade edilmiş, buralardan sökülen taşlar, kışlanın ve sarayın yapımında kullanılmıştır.</strong></span></p>
<p><span style="font-size:x-small;"><span style="color:#b1b1b1;"><strong>1835 yılında İbrahim Paşa&#8217;nın yaptırdığı bir sayımda Antakya&#8217;da 6.000 Mısır askeri, 5.600 sivil ve büyük bölümü Suriyeli Ortodokslardan oluşan bir nüfus yaşamakta idi.</strong> </span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/waterlilys.wordpress.com/45/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/waterlilys.wordpress.com/45/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/waterlilys.wordpress.com/45/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/waterlilys.wordpress.com/45/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/waterlilys.wordpress.com/45/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/waterlilys.wordpress.com/45/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/waterlilys.wordpress.com/45/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/waterlilys.wordpress.com/45/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/waterlilys.wordpress.com/45/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/waterlilys.wordpress.com/45/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/waterlilys.wordpress.com/45/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/waterlilys.wordpress.com/45/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=waterlilys.wordpress.com&blog=4528797&post=45&subd=waterlilys&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://waterlilys.wordpress.com/2008/08/24/3-osmanlilar-donemi-1516-1918/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/9eb694216e70f5caf76b86bb2b0d4b90?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">waterlilys</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>